Manifesto

Bizler akıl sahibi, övülmüş ve mükellefiyetlerle donatılmış varlık aleminin en güzel varlığı olarak tarif edilen insanlardanız.

Mükellefiyetlerimizin bilincine vardığımız günden beri huzursuzuz. Sorumluluklarımızın gereklerini yapamamanın eksikliğini yaşadık hep ruhumuzda. Kainata dair bilgilerimiz artıkça huzursuzluğumuz , insanın varoluş tarihinin idrakine vardıkça da sorumluluklarımız arttı.

Ruhumuzdaki eksikliği gidermek için bireysel sorumluluğu, kolektif sorumluluğa dönüştürmekti amacımız. Bu amaçla bir araya geldik. Sorumluluklarımızı belirlemek, bunları yüklenmek ve bunları yaparken de kendimizi onarmaktı temel hedefimiz.

Hak ile batılın ilelebet savaşında, tıpkı bizden öncekiler gibi, hırpalanıp yaralanmıştık epey. İnançlı olmak yükümlülüğümüzdü hepimizin. İnançlı olmak ve öylece kalmakla onaracaktık kendimizi.

Yükümlülüğümüzün daima bilincinde kalmak ve bu bilinç altında ezilip kaybolmamak için neler yapmalıydık? Bu, ruhumuzdaki eksikliği tarif eden bir sorudur aslında. Bir araya gelişimizin nedenini cevaplayan bir soru.

İnançlı olmanın yükümlülüğünü taşıyan bu aksiyonun her ferdi, kalkıp bir adım ileriye doğru yürümek isterken buluştu. Hedeflerini ortaya koydu ve iki şeyi temel hedef olarak belirledi. Birincisi, inançlı kalmak ve düşüncesi için çalışmak. Böylece, düşüncesi için çalıştıkça iman kazanacak, elde ettiği imanı kendisinin vasfı değil özü haline getirecekti. İkincisi, bunun için düşünsel bir havayı ve soluğu soluyarak sorumluluk bilincini taşıyacaktı.

Temel düşüncesi ve hedefleri bu olan bir duruşun kazanımları elbette olacaktı: Özgürlük. Bunu ancak seküler dünyanın neo-pagan sözümona değerlerine karşı savaşarak kazanacaktı. Tüketim kültürünü özendiren, doğruluğun merkezine faydayı koyan ve nefsi bunun biricik ölçütü olarak sunan bu dünyanın efendilerini! mülkün gücünü elinde bulunduranları ve pagan ilahları reddederek özgürleşecekti.

İşte bu misyonu yüklendi bu hareket. Artık yeni bir sorumluluk daha yüklenilmişti. Bu sorumluluktan da vazgeçilemezdi.

Bizleri bir araya getiren bu ortak noktaların tespiti halinde beraberliğimiz daha da güçlenecek ve verimli çalışmalar ortaya çıkabilecektir. Ayrışma noktalarını ortaya koymanın kimseye faydası olmadığından bizlerin kaynaşma noktalarımızı belirlememiz gerekmektedir. Bu sebeple bizleri tanımlayabilen, eksikliğimizi tamamlayabilen, misyon olarak ortaya konabilecek bir temel yapının belirlenmesi gerekmektedir. Bu sebeple insan, müslüman ve hukukçu yönlerimizi de düşünerek hak ve adalet kavramları çerçevesinde bir oluşumun şekillenmesinin yararlı olabileceğini düşünmekteyiz.
Hakkı, hukuku ve adaleti savunmak, bununla beraber haksızlığın,zulmün ve adaletsizliğin karşısında durmak bizleri biz yapan temel hususlardandır. Bu husus vicdani ve evrensel nitelik taşıdığı gibi inancımızın hayatımıza yansımasıdır. Zira hakkı ve adaleti gözeten şahitler olunması gerektiği vahiyde de açıkça ifade edilen bir husustur.
Hakkın ve adaletin hem kendi yaşantımıza hem de topluma hakim olmasını isteyen kişiler olarak, bu maksatla beraberliğimizi güçlendirmek kadar daha doğal bir durum olamaz. Bu maksatla yapılacak en ufak adım dahi etkisi bakımından oldukça değerli bir çalışma olacaktır. Adalet mekanizması içinde adaleti önceleyen adil insanların varlığı oldukça önemlidir.
Hakkı her şart ve zeminde savunmak ve adaletin tecellisi için uğraşmak nitelikli insanların işidir. İnsanlık tarihinde bu asil görevi genelde Müslümanların üstlenmeye çalışmaları da bu hususun inancın bir gereği olmasından kaynaklanmaktadır.Adaletin güçlünün veya soylunun oyuncağı halinden çıkarılıp, adaleti haklının ve mazlumun kurtuluşu için ön plana çıkarmak toplumun yaşanılır hale gelmesi için zaruridir. İnsanlık tarihinde adalet anlayışları özürlü olan hiçbir toplum ayakta kalamamıştır. Yaşadığımız toplumun en azından yaşanılır hale gelmesi, ancak haklının hakkını alabileceğinden endişe etmeyeceği, mazlumun hakkını arama şuuruna ve cesaretine sahip olup hakkını sonuna kadar aradığı, adaletin hakim olduğu ve adil insanların sayısının arttığı bir toplumun varlığı halinde ancak sağlanabilecektir. Bu sebeple bizlerin üzerine bu noktada oldukça önemli görevler düştüğünü inanmaktayız. Zira gerek değerlerimiz gerekse mesleğimiz bizleri duyarsız ve ilgisiz bir birey olmaktan kurtarmalıdır. İşte bu noktada yapacağımız birçok ortak nokta çıkartmamız mümkündür.
Hak ve adalet kavramlarının bizim için ifade etmesi gereken anlamları, bunun ferdi yaşantımızdan sosyal yaşantıya kadar olan yansımalarını, iyi bir hukukçu veya hak arayıcısının özelliklerinin ne olması gerektiğini, varsa değiştirmemiz veya geliştirmemiz gereken yönlerimizi bir araya gelerek tartışmamız ve değerlendirmemiz bizler için oldukça büyük bir eksikliğin giderilmesi anlamına gelecektir.
Bu çerçevede bir araya gelinmesi halinde kapımız adil olan, hak ve adaleti önemseyen herkes için açık olacak,bu şekilde de gereksiz kamplaşma veya kutuplaşmaların önüne geçilmiş olacaktır. Hakkı ve adaleti önemseyen herkes bizdendir anlayışının hakim olması gereklidir.
Görevimiz gereği yaptığımız işlerde veya toplumsal statülerimizde doğruyu ve hakkı gözeten kişiler olarak topluma da örnek olmamız kaçınılmaz olacaktır. Bu durumda aslında insanları güzel bir hayata davetten başka bir anlama gelmeyecektir.

SONUÇ OLARAK, beraberliğimizi güçlendirmemiz ve tabela kuruluşu olmaktan çok, alt yapısının sağlam olduğu, her katılanın istediğini bulabileceği, herkesi aynı cendereye hapsetmeyip insanların ufuklarına ve projelerine saygı duyulup imkanlar nispetinde gerçekleştirilmeye çalışılacağı, gayretli arkadaşlara destek verilip eğitim ve akademik çalışmalara önem verileceği, hiç kimsenin tekeli altında olmayan kişilerin değil ilkelerin etkili olduğu bir yapılaşmanın kurulmasının yararlı olacağını takdirlerinize ve eleştirilerinize sunmayı uygun görmüş bulunmaktayız. 30.12.2005

KURUL ÜYELERİ

scroll to top